İbn-i Arabî’ye göre rızık, yalnızca insanın eline geçen para, sahip olduğu mal ya da görünen imkânlar değildir.
Rızık; kalbe verilen huzur, gönle düşen sükûn, hayata eşlik eden bereket ve kaderin kolaylaşmasıdır. Bu yüzden rızık bazen artar ama yetmez, bazen azalır ama fazlasıyla kâfi gelir. Çünkü rızkın hakikati miktarında değil, içindeki berekettedir. Rızık, kulun peşinden koştuğu bir ganimet değil; ona takdir edilmiş bir nasiptir. İbn-i Arabî’ye göre kul, rızkını aceleyle aradıkça onunla arasına perde koyar.
Oysa teslimiyet ve edep, rızkı kendiliğinden harekete geçirir. İnsan durduğunda kader yürür, insan sustuğunda nasip konuşur. Bu noktada dil, rızıkla doğrudan ilişkilidir. Gereksiz söz, şikâyet, serzeniş ve özellikle gıybet, rızkın bereketini sessizce tüketir. Gıybet eden kimse, başkasının ayıbıyla meşgul olurken kendi payına düşeni fark etmeden eksiltir. Çünkü başkasının kusurunu konuşan dil, hikmetten uzaklaşır; hikmetin olmadığı yerde bereket uzun süre kalmaz.
Kalp kırmak, rızık kapılarını daraltan en ağır hâldir. Kalp, Allah’ın nazar ettiği mekândır. Orayı inciten, yalnızca bir insanı değil; ilahî rahmetin tecelli ettiği yeri zedeler. Bu yüzden tasavvufta derler ki: Bir kalbi onarmak, bazen yapılan ibadetten daha ağır basar.
Zira ibadet yakınlaştırır; kalp kırmak ise uzaklaştırır.
İbn-i Arabî’ye göre rızık, edep üzere gelir. Edep bozulduğunda rızık tamamen kesilmeyebilir; fakat bereketi çekilir. İnsan kazanır ama huzur bulamaz, imkânı olur ama tadını alamaz. Bunun sebebi rızkın azalması değil, rahmetin gölgelenmesidir.
Bu yüzden susmak, yalnızca bir ahlâk değil; rızık terbiyesidir. Susan insan gıybetten korunur, kalbini muhafaza eder, nasibiyle arasındaki perdeyi inceltir. Tasavvuf ehli bu hakikati şöyle özetler:
Dilini tutan rızkını korur.
Kalp kırmayan bereketi çağırır.
Edebi muhafaza eden nasibini kaybetmez.
Rızık, çalışanın kapısını çalar.
Ama edep sahibinin gönlünde kalır;
Hakkı sevenlerden, hidayete erenlerden, Resul’ü görenlerden, cennete girenlerden, günahları affedilenlerden olmanız dileğiyle.
Şaban ayının üçüncü Cuma’sı mübarek olsun.
Mübarek bereketi ve nuru hepimizin üzerine olsun. Âmin.
EY TÜRK İHTİYARLIĞI
Birinci vazifen kimselere yük olmamak için sağlığını korumaktır.
Gençlere ayak bağı olmamanın yegâne temeli budur.
Sağlık, senin elindeki en son hazinedir.
Sağda solda seni bu hazineden mahrum etmek isteyen gıda teröristleri ve para tuzağına dönüşmüş özel hastaneler mantar gibi çoğalmıştır.
Sen bu ahval ve şerait içinde hastalıklara yenilmeyecek; bilumum kocakarı ilaçlarını deneyerek
tüccar tıp mensuplarına sağlığını teslim etmeyeceksin.
Muhtaç olduğun kudret; zencefil, limon ve bal karışımında; sarımsak, çörek otu, limon ve zeytinyağında mevcuttur. Zımba gibi olacak ve gençlere yol göstereceksin.