
4 Temmuz 2025 Cuma günü Mustafakemalpaşa Boğazköy eski adı ile Eski Mezarlık köyüne gittim.
Köye girişte düzenli bir köy olduğu izlenimi edindim. Kahve açıktı ancak kahveci daha gelmemişti. 1954 doğumlu Arif Eren, 1957 doğumlu köy damadı Soğucak Köyün’den Burhan Yıldız beraber oturduk. Kahveyi açan Murat Aydın geldi. Çayı önceden demlemiş. Bizlere çay ikram etti. Muhtar Yusuf Özbaş geldi. Muhtar 1964 doğumlu ilkokul mezunu. Muhtarla hal hatır ettikten sonra Muhtar’ın aracıyla köy sınırları içinde yıllar önce yapılmış, sürekli akan, canlıların su içtiği hayvancılığın gelişmesini sağlayan çeşmeleri görmeye gittik.
Balıkesir yolu üzerinde bulunan köprüden geçerek Koşuboğazı yoluyla yaklaşık 3-4 kilometre uzaklıkta olan çeşmeye arazi yolundan giderek Yeni Çeşmeye vardık. Yeni Çeşme üzerinde 1955 yılında yapıldığı yazıyor. Büyük bir çeşme hala şırıl şırıl akıyor. Kaynağı ve yapan kişi bilinmiyor. Bakımı köy halkı tarafından muhtar önderliğinde yapılıyor. Balıkesir yolu buradan geçene kadar köy hayvanları bu bölgede yayılır, beslenirdi. 1973 yılında yol açılınca hayvanların geçişi zorlaştı.
Köye yaklaşık bir km uzaklıkta Söğütlüçeşme gittik. Çeşmenin suyu 99 depreminden sonra kaçmış. Ancak bir çeşme yapılmış biriken bir yerden su alınmış. Çeşme açılınca su akıyormuş. Ahırlarda biriken sudan çevrede bulunan canlılar içiyor. Canlılığın devamı için bugün su akmayan bu çeşmenin faaliyete geçirilmesi gerekir.
Söğütlüçeşme köy halkının Hıdrellez etkinliği yaptığı alanmış. Bu alanda bulunan çeşme akar, yanında büyük bir söğüt ağacı varmış. Hıdrellezde köy halkı toplanır, yemekler yenir, salıncaklar kurulur, sallanılır, maniler söylenirmiş. Bu alana Arif Eren yeniden söğüt ağacı, 3 ceviz fidanı ve erik dikmiş. Sulamış, büyümüşler. Şimdi meyve veriyorlar. Gelen-geçen yiyor.

Öküzcü çeşmesine gittik. Çeşmenin bol suyu vardı. Bakımını muhtarla birlikte köy halkı yapıyor. Üzerine de yıkılmış bir kuru ağaç vardı.
Köyün altında dere boyunda bir su kuyusu var. Su kuyusundan çıkrıkla su çekiliyormuş. Kuyu günümüzde kullanılmıyor. Demirden çıkrığı var, çıkrık muhtar tarafından saklanıyor.
Köyün hemen yine altında Küçük çeşme var. İçme ve kullanma suyu olarak kullanılmış Bu çeşmelerin bakımı ve onarımı muhtar önderliğinde yine köy halkı yapıyor
Köyün altında Koca Çeşme’den bütün köylü içme ve kullanma suyu olarak kullanmış. Köy hayvanatı buradan su içmiş ve hala içiyor. Bakım ve onarımını muhtar önderliğinde köylü yapıyor. Suyu akıyor.
Kilise Çeşme kilise mevkiinde bulunuyor. Önceki yapısı taş dizme olan çeşme, onarım görmüş ve beton duvar yapılmış, suyu akıyor.
Bu çeşme önceki dönem muhtarı Servet Eren’in Şuayip dedesinden kalmış. Servet Eren de bu çeşmenin bakımını yapıyor. Etrafına birkaç tane de ağaç dikmiş, zaman zaman suluyor.
Kilise Çeşme kilise mevkiinde bulunuyor. Önceki yapısı taş dizme olan çeşme, onarım görmüş ve beton duvar yapılmış, suyu akıyor.
Bu çeşme önceki dönem muhtarı Servet Eren’in Şuayip dedesinden kalmış. Servet Eren de bu çeşmenin bakımını yapıyor. Etrafına birkaç tane de ağaç dikmiş, zaman zaman suluyor.
Boğazköy’deki mera ve köy çeşmelerini dolaşıp kiminin bakımlı kiminin bakımsız hallerini görünce aklıma Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in Çoban Çeşmesi şiiri geldi:
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.
“Göynünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”
O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.
Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…