
Mustafakemalpaşa’nın köklü kitapçı ve kırtasiyeci esnaflarından, 55 yıldır Bursa Caddesi’nde hizmet veren Atlas Kırtasiye’nin kurucusu Mehmet Yunusoğlu, 80 yaşında hakka yürüdü.
Batı Trakya göçmeni bir ailenin çocuğu olan duayen esnaf, 1970’li yıllarda Mustafakemalpaşa’daki dört kitapçıdan biriydi. Yunusoğlu, yarım asrı geçen kitapçılık serüveninde, imkânların kısıtlı olduğu yıllarda, kamuda ve özel sektörde gelecekte önemli mevkilere gelen, sanatta ve sporda başarılar elde eden birçok kişinin üniversiteyi kazanmalarına katkıları oldu.
Hamzabey Mahallesi’nden, Fatma Yunusoğlu’nun eşi, Yavuz Yunusoğlu ve Zeynep Negis’in babası, Ayşe Yunusoğlu ve Mehmet Negis’in kayınpederi, Berkant Yunusoğlu ve Ece Negis’in dedesi olan Mehmet Yunusoğlu’nun cenazesi, 3 Eylül tarihinde Hamzabey Cami’nden kaldırılarak, Lalaşahin Mezarlığı’nda toprağa verildi.
GÜMÜLCİNE’DEN MUSTAFAKEMALPAŞA’YA UZANAN KİTAP DOLU BİR YAŞAM
İz bırakan esnafın mütevazi hayatı, Mustafakemalpaşa Belediyesi tarafından 2018 yılında hazırlanan ‘Mustafakemalpaşa’ya Değer Katanlar’ adlı anı belgeseline de aktarıldı. Ömrünü kitap kokuları arasında geçiren Yunusoğlu, ‘Mustafakemalpaşa’ya Değer Katanlar-1’ anı kitabında yaşamını kısaca şöyle anlatmıştı;
“1945 yılında Gümülcine’nin Kuralı Köyü’nde dünyaya geldim. 1952 yılında köyümüzdeki okulda ilkokula başladım. 1958 yılında eğitim için Türkiye’ye geldim. İstanbul Yeşilköy Ortaokulu’na kaydoldum. Ortaokuldan sonra rahatsızlıklarım nedeniyle bir sene okula devam edemedim. Sonra Sultanahmet Ticaret Lisesi’ne başladım. Liseyi ikinci sınıfta bırakıp Tahtakale’de kırtasiyeciliğe başladım. 1968 yılında evlendim. Eşim de benim gibi Batı Trakya göçmenlerinden olup Kurcalı Köyü’ne komşu olan Müsellim Köyü’ndendir. Onlar da 1955 yılında buraya göç etmişler. İki sene Tahtakale’de kırtasiyecilik yaptıktan sonra bu işi için en uygun yerin Mustafakemalpaşa olduğuna karar verdik ve 1970 yılında, şuan da Atlas Kırtasiye’nin bulunduğu dükkânda çalışmaya başladık. Yaklaşık bir sene sonra oğlumuz Yavuz dünyaya geldi. Eşim de dükkânda bana yardım ettiğinden oğlumuz da dükkânda, kitapların, kalemlerin arasında büyüdü. Sonra Allah nasip etti, 1982 yılına kadar kirada kaldığım dükkânı satın aldım. 1970’li yıllarda Mustafakemalpaşa’da dört yahut beş kitapçıydık. O yıllar fiziki imkânların kısıtlı olduğu yıllardı. İstanbul’a, Çanakkale’ye, Bolu’ya geziler tertip ediliyordu. Öğretmenlerimiz o geziler esnasında kitapçılara gider, ihtiyaçlarını oralardan temin etmeye çalışırlardı. Naçizane bizim Mustafakemalpaşa’ya gelmemizle, tabii İstanbul’da bu işi yapmış olmamızın da etkisiyle öğretmenlerimizin kitap ihtiyaçları rahatça karşılanmaya başlandı. İşim gereği kitapları çok seviyorum.
Türkiye’nin neresine gidersem gideyim kitapların o kendine özgü kokusunu hemen hissederim. Benim ömrüm ayakta geçmiştir. Müşterilerimin kapıdan içeri girdiklerinde beni otururken görmelerini saygısızlık olarak kabul etmişimdir. Hayatım boyunca bu anlayış ve prensiple çalıştım. Ürünlerin fiyatlarını belirlerken de dikkatli olmak, dürüstlükten taviz vermemek gerektiğini düşünüyorum. Serbest piyasa ekonomisi kılıfı altında insanları kandıran esnafları kınıyorum. Şimdi tabelalara boy boy reklamlar asarak insanları kandırıyorlar. Yüzde elli indirim diye. Ticarette böyle bir şey mümkün değildir. Hayatım boyunca yüzde yirmi beşin üzerinde karla tek bir mal satmadım. Bir müşterinin üç kuruş hakkı bana geçecek diye ellerim titrerdi. Mustafakemalpaşa’da zamanla itibar sahibi olmuş, kamuda ve özel sektörde güzel mevkilere gelmiş, sanatta ve sporda başarılar elde etmiş birçok kişinin üniversiteyi kazanmalarında katkılarımız oldu. Özellikle lise sonrası test kitaplarının temininde öğretmenlerimize ve talebe kardeşlerimize elimizden gelen katkıyı sağlamaya çalıştık. Bizim zamanımızda yardımseverlik paradan ve makamdan önce gelirdi. Şimdi bizi gören, dükkânımızdan bir kitap alıp hayatı değişen müşterilerimiz bize teşekkür ediyorlar. O güzel günleri, o güzel insanları özlüyoruz artık. Gençlere tavsiyem dürüstlüğü elden bırakmasınlar. Üç günlük dünyada dosdoğru olsunlar. Bunca esnaflık sürem boyunca Allah’tan başka kimseye borcum olmamıştır. Vergilerimi nizami olarak ödemişimdir. Onlar da vergilerini ödesinler.
Eskiden Mustafakemalpaşa’nın yerel gazeteleri, vergilerini muntazaman ödeyen 100 esnafın isimlerini listeler halinde yayınlıyordu. 10 yıl boyunca bu listenin içerisinde yer aldım. Bir kuruş dahi olsun devletin, milletin parasına el sürmedim. 1996 yılına kadar dükkânımı bilfiil çalıştırdım, sonra oğluma devrettim. 2000 yılında emekli oldum. Bu süre zarfında dükkâna belli aralıklarla uğrayıp oğluma yardımcı oldum. Yaklaşık on senedir emekliliğin tadını çıkarıyorum. Evimiz dükkânımızın üst katında olduğu için her sabah çalışanlarımıza selam verir, komşularımızı ziyaret ederim. Eşimle beraber yazları Turanköy’de, kışları da Mustafakemalpaşa’da geçiriyoruz. Dedikodudan, kahve muhabbetinden pek hazzetmem. Gazetemi alır, çayımı demler, ahbaplarımla sohbet ederim. Mustafakemalpaşa’mız, ismini aldığı Mustafa Kemal Atatürk gibi çok güzel bir şehir. Allah nasip ederse ömrüm boyunca burada yaşamak istiyorum.”