Cemaziyelevvel, hicri ayların beşincisidir.
Şu an bu ayın içerisindeyiz, bugün Cemaziyelevvel ayının 28’i. Bilhassa eskiden, ‘Ben senin Cemaziyelevvelini bilirim’ deyimini sık sık duyardık. Peki, bu söz nereden geliyor, niçin söyleniyor? Günümüzde bu meşhur deyinin anlamını da bilen pek yoktur. Bu kelime, bir kişinin geçmişiyle ilgili olumsuzluklarını anlatmak anlamını içerir. Özellikle kişinin geçmişteki kötü hallerine bu deyimle vurgu yapılır. Bu deyim, ‘Ben senin geçmişini bilirim anlamında kullanılır.
Bu meşhur deyimin bir de hikâyesi var. Osmanlılarda arşivciliğe büyük önem verilir ve devlete ait her belge titizlikle saklanırdı. Şimdiki gibi dosyalama düzeninin olmadığı o dönemde devlet dairelerinde bu iş için çuvallar kullanılır ve her aya ait biriken belgeler bir torbaya doldurularak korunur, üzerine evrakların ait olduğu ayın adı yazılırdı. Sene sonunda on iki tane olan evrak torbaları arşive kaldırılırdı. Arşive kaldırılan belgelerin birbirine karışmamasının ve arandığı zaman kolay bulunabilmesinin sağlanması için torbaların üzerine iri yazı ille ait olduğu ayın adı yazılır, bundan sonra torbalar mahzene indirilip, orada sıraya konulurdu. O tarihlerde alaturka saat ve hicri takvim kullanıldığından torbaların üzerine yazılan aylar; Recep, Şaban, Ramazan, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir şeklinde idi.
Yıllardan birinde Cemaziyelevvel ayına ait belgelerin bir sandığa konulup, sandığın kapağı mühürlenerek belgelerin başka bir yere götürülmesi gerekmiş. Bir gün arşivde görevli dar gelirli bir memur, istenilen belgeyi sandığa boşalttıktan sonra eski yıllara ait boş torbayı alıp evine götürmüş. Bir süre sonra da yolsuzluk nedeniyle bu torbadan kendine don, gömlek, iç çamaşırı diktirmiş ve giymeye başlamış. Torbanın üzerindeki saf bezir işi mürekkep, çamaşırın bir kaç kez yıkanmasına karşın çıkmamış ve torbanın üzerindeki Cemaziyelevvel yazısı, iç çamaşırın arka bölümünde olduğu gibi kalmış. Bir gün hamama giden kâtip, orada daire arkadaşı ile karşılaşmış. Arkadaşı kâtibin iç donunun üzerinde yazılı kalan Cemaziyelevvel yazısını fark etmiş. İşi anlamış ama ses çıkarmamış. Gel zaman git zaman torba hırsızı kâtip mesleğinde terfi ederek müdür olmuş.
Artık kadife astarlı samur kürkler, mücevher işlemeli kaftanlar giyer olmuş. Eski meslek arkadaşlarına tepeden bakmaya başlamış. Hamamda rastladığı arkadaşı da onun emrinde çalışıyormuş. Bir gün aralarında bir tartışma çıkmış. Gururu kırılan arkadaşı eski torba hırsızı müdüre şunları söylemiş, ‘Haydi canım sen de, kime hava atıyorsun? Ben senin Cemaziyelevvelini de (geçmişteki kötü halini) bilirim.’
‘Cemaziyelevvelini bilmek’ sözü o günlerden sonra herhangi bir kişinin geçmişteki bir kusurunun unutulmadığını ‘üstü kapalı bir biçimde’ anlatmak için kullanılmaya başlanmıştır. İnsan, geldiği yeri unutmamalı. Bir zamanlar kendisinin çektiği acı durumları, başkalarına çektirmeye kalkmamalı. Başkalarının yaptıkları yanlışsa, aynı yanlışları tekrarlayan kişi olmamalı. Herkes yanlışta yapsa, kendisi doğruyu yapanların ilki olmalı. Veraset yoluyla yahut hasbel-kader kendisini çok iyi bir konumda bulmuşsa, onu bulamayanları düşünmeli, kendisini o insanların yerine koymalı. Sahip olduğu o imkânların elinden alınıvereceğini aklına getirerek hep iyiliklerin adamı olmaya gayret etmeli.
Kendini kibirli, gururlu ve üstün gören insanlar gönlü fakiri insanlardır. Her birimizin Cemaziyelevveli olduğu gibi Cemaziyelahiri de yok mu? ‘Ne oldum’ dememeli insan, ‘ne olacağım’ diye düşünmeli. İşte, ‘Cemaziyelevvelini bilmek’ sözü o günden sonra herhangi bir kişinin geçmişteki bir kusurunun unutulmadığı, ‘üstü kapalı bir biçimde’ anlatmak için kullanılmaya başlanmış.
Bu millet artık merkezi yönetimin de, de, yerel yönetimin de Cemaziyelevvelini öğrendi.
‘Ne oldum’ dememeli insan, ‘ne olacağım’ diye düşünmeli. Bu konuda şu şiir de yazılmış:
Elin hiç kalem tutmazdı
Kalbin yine boşluktaydı
Kafan hep karışıktı
Cemaziyelevvelini bilirim ben senin.
Abdestini hep eksik alırdın
Ramazanda huşuyu bulamazdın
Dua niyazda bulunmazdın
Cemaziyelevvelini bilirdim ben senin.
Tanımadıklarına selam vermezdin
Muhabbetullahı hiç bilmezdin
Bir gönle hiç girmezdin
Cemaziyelevvelini bilirdim ben senin.
Ölümü hiç hatırlamazdın
Kul hakkı nedir tanımazdın
Gönülden tövbe tutmazdın
Cemaziyelevvelini bilirdim ben senin.
Bu hususta İslam büyükleri şöyle der;
‘Bir insanda kendini yüksek görme, hırs ve şehvet, söz söylerken soğan gibi kokar.’ (Hz. Mevlana)
‘Kendini sürekli överek, karşısındakini küçümseyen insanlar, derinlerinde yoğun bir yetersizlik duygusu taşırlar.’
‘Güneşin bile bir zerre sayıldığı kâinatta, kendini büyük görmek, edebe uyar bir şey değil.’ (Sadi Şirazi)
‘İblisin huzurdan kovulmasına sebep, ‘ben ondan hayırlıyım’ diyerek büyüklük davasına kalkışmasıdır.’ (İmam Şarani)
‘Kibir, kendisinden habersiz, kendini bilmeyen insanın durumudur. Tıpkı güneşten haberi olmayan buzun kendini bir şey zannetmesi gibi.’ (Hz. Mevlana)
Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim de böyleleri için, “Haydi, içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yerine götürün” diyor. (Nahl Suresi-29)
Rabbim, şeytanın ahlakı olan kibirlenmekten, büyüklenmekten, benlikten ve başkalarını küçük görmekten korusun.
Sevgiyle, dostça kalın.
ALINTI NOT: H. Cangökçe