uluslararası evden eve nakliyat uluslararası evden eve nakliyat uluslararası evden eve nakliyat
MustafakemalpaşaMustafakemalpaşa BelediyesiKemalpaşa TatlısıMücadele HaberKöşe Yazarları
DOLAR
44,2094
EURO
51,1606
ALTIN
7.094,47
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Çok Bulutlu
15°C
Bursa
15°C
Çok Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C
Cuma Yağmurlu
8°C
Cumartesi Yağmurlu
9°C
Pazar Hafif Yağmurlu
10°C

ÇANAKKALE GAZİSİ AHMET

ÇANAKKALE GAZİSİ AHMET



17.03.2026 16:00 | Son Güncellenme: 17.03.2026 17:20
A+
A-

1896 doğumlu Demirdereli Ahmet Tezcan, Çanakkale Savaşı sırasında 20 yaşında ağır yaralanarak gazi olmuştu. Köyünde çevresi tarafından “Ağaç Bacak Gazi Ahmet” olarak tanınırdı. Kızı Necmiye Güler’e, “Bacağım Gelibolu’da kaldı” diyerek o günleri anlatırdı. Postalı önünde savrulurken görmüş, savaş sırasında yanına düşen bir bomba nedeniyle ayağı şarampol parçasıyla kopmuş ve açılan çukura düşmüştü. İki arkadaşının yardımıyla savaş alanından çıkarılarak hastaneye götürülmüş, Alman Hastanesi’nde tedavi görmüştü. İlk tahta bacağı bu hastanede takılmış, köye döndüğünde ise Demirdereli Köyü’nde Ali Usta’ya aynısından tekrar yaptırılmıştı. Ayaklı olan bacağı ise sonraki yıllarda yeniden Ali Usta tarafından yapılmıştı.

Akşam saatleri yaklaşırken içini bir ürperti kaplar, savaş günleri bir bir gözünün önünde canlanırdı: Çanakkale Boğazı ve Gelibolu… Yılan gibi kıvrılarak İstanbul’a, oradan Akdeniz’e uzanan kocaman bir boğaz… Tepeler ve düzlüklerle kaplı Gelibolu Yarımadası… Hangi alanları doldurduklarını, hangi yerleri kapladıklarını, nerelere çıkıp hangi aşağılara koşarak silahlandıklarını hatırlardı. Bu alan artık hayat doğurmuyor, öldürüyordu.

Savaşanların her gün bir bir ölmesi gibi, savaş öncesi açan güller ateş ve dumanla kavrulmuştu. Küçük derelerin aktığı vadiler, üzüm bağları, zeytinlikler yok olmuş, yabani kekik kokuları artık kan kokusuyla yer değiştirmişti. Mermilerden her yer ışık denizine dönmüştü; genç canlar şehit oldukça karanlık daha da artıyordu.

O gergin anlarda, hareketli siperlerde sadece bakışlarıyla konuşurlardı. Kışın elbiseleri gibi, gündüzleri içtikleri tütünler de hep ıslaktı. Mektup bulmak saplantı hâline gelmişti; silahlar sustuğunda sevdiklerinden gelen mektupları okuyarak zaman geçirirlerdi. Hatta doğmamış çocuğuna mektup yazanlar bile vardı.

Ahmet Tezcan’ın Çanakkale’deki görevi süvari er olarak at üzerinde savaştı. İlçede uzun yıllar Kurtuluş Bayramlarına gazi olarak, atının üzerinde katıldı. İlçede toplam 74 savaş gazisinden günümüzde artık yaşayan kimse kalmamıştır. 3 Haziran 1930 tarihinde gazilere törenle İstiklal Madalyaları verilmişti. Cumhuriyet alanında gazilere madalyaları takılırken alan alkışlardan inlemişti. Kurtuluş Bayramlarında gösterilere katılan son gaziler arasında Ahmet Tezcan, Salih Güven, Abdurrahman Aras, Zekeriya Burhan, Sezai Dermancı, Hakkı Taylan, Mehmet Kaymak, Rüştü Edincik, Rahmi Şenpamukçu ve Kolonyacı Refik vardı.

Köyünde yaşadığı yıllarda oğullarını yönlendirerek çiftçilik ve hayvan besiciliği yaptırıyordu. Konuşkan ve hareketli bir insandı; at üzerinde gezer, avcılık yapardı. Dağlarda kuş ve tavşan avlardı. Askerliği sırasında çok iyi bir nişancı olmuş, atışlarında her zaman başarılıydı. Köyün Çalılıktepe, Oğlaktepe, Maçantepe, Papazharmanı’nda saatlerce avlanırdı. Okuryazarlığı da askerliği sırasında öğrenmişti. İki kızı ve iki oğlu vardı. Köyde maaş alan tek kişi öğretmen, gazi maaşı alan tek kişi ise kendisiydi. Muhtarlık yapmış, yardımsever bir insandı; para yardımı için kapısını çalanları geri çevirmezdi. Evdekilere, “İhtiyacı var ki kapıma kadar gelmiş, eli boş döndüremem” derdi.

Reklam

İlçenin işgal yıllarında, gazi maaşı var diye eşkıya kendisinden para istediğinde, muhtarlık görevini de kullanarak sert çıkar ve onları geri gönderirdi. Bahar ve yaz aylarında köy kahvehanesinde etrafına toplananlara savaştığı günleri gururla anlatır, Atatürk’ü her zaman gazi olarak anar, anılarını paylaşırdı.

Beş kilo ağırlığındaki tahta bacağını taşıyarak köy meydanına yakın, az yokuşta yer alan tek katlı evinden tepelere bakar, savaştığı günleri hatırlardı. Her gün sevdikleri ölüyordu; beraber sigara içtikleri, gözleri çiçeklerin hizasında birbirlerine çocukluklarını anlattıkları arkadaşları bir bir şehit oluyordu. Yine de hepsi “Ölürsem başım dimdik ölmeliyim” cesaretindeydi. Mehmetçikler giderek zaferler çiziyor, denizden gelenlere denize doğru giden kuşlar gibi yayılıyor ve saldırıyorlardı.

Kışın giysilerinde kurumuş çamurlar, onlara çamurdan elbise giydiriyor ve içlerindeki zafer hırsı, çalılıkların içine dalmayı öğretiyordu. Her gün çukurlar kazılıyor, küreklerin çıkardığı sesler tepelerde yankılanıyordu. Hayalleri arasında savaş bitince bahçedeki çardakta demli bir bardak çay içmek vardı. Artık köyündeydi; çardakta çayını içebiliyor, ama bir bacağını kaybetmişti. Güçlü parmaklarıyla sert tahta bacağını sıktı ve bıraktı.

Bazen savaş anılarıyla dolup taşarken, köy içinden geçen yolun sağını ve solunu tek başına dolaşır, elindeki sopayı ağaç ayağına vurarak çıkardığı sesle, kuyu meydanındaki heybetli meşe ağacının dallarında gezinen sincaplara sempati yaratırdı. Aşağı mahallenin içinden geçen derenin kenarında durur, suyun yansımasında anıları daha da depreşirdi. Bazen savaş o kadar yoğunlaşırdı ki, geride kalanlar anıları unutacak gibi olurdu. İnsan, savaştan ve sağ kalabilmekten başka bir düşünceye sahip olamıyordu.

Çanakkale Savaşı, Mustafa Kemal’in önderliğinde kazanıldı. Savaş sonrası iyimserlik, zamanla karabasana dönüşecekti. Birçok asker köylerinde tepelerin ardından işgalci Yunan’ı dişlerini sıkarak izleyecekti; yeni bir mücadele daha kapıdaydı. Son yıllarında ilçede Balibey Mahallesi’nde oturdu, yaşlanmış ve atını satmıştı. Yapılan son törenlerde köyünden tanıdığının bir atına binerek katıldı.

24 Haziran 1978 yılında 82 yaşında hayata veda etti. Köy mezarlığında, mezarının başında isminin yazdığı sade bir taş bulunuyor. O güzel, küçük ve yemyeşil köyde adı unutulmadı; kahramanlığı hâlâ anılıyor. Gazi Ahmet’in yaşadığı ev, o yamaçta eskimiş ve bazı odalarının duvarı yıkılmış hâliyle depo görevini görüyor. Köy kahvesinde köylüler mütevazı halleriyle dışarıdan gelen herkese “Hoş geldin” diyor; ilgi gösteriyorlar. O yeşil köyün tarlalarında yetişen Demirdere Bamyası, lezzetiyle ülkenin her yerinde tanınıyor.

Hayatımız, bize bu güzel günleri canı pahasına mücadele ederek emanet edenlere şükranlarımızla devam ediyor.

Reklam