İlim üç şeydir: Zikreden dil. Şükreden kalp. Sabreden beden.
‘Herkese iyi insan’ deyip açarsan gönül pencereni, kimi camını indirir, kimi pencereni.
Kimi kuyu kazar, her susayan içsin diye. Kimisi de kuyu kazar, gelen geçen düşsün diye.
‘Olmadı’ diye üzülme, öyle bir gün gelir ki, olmadığına şükredersin.
Susmak, cümlenin istirahat halidir. İstirahat bitince çıkan cümle dinç olur. Çok konuşup cümleyi yorma, yoksa cümle âlem yorulur.
Sözü süz de söyle, gönlü bulandırmasın. Sözü diz de söyle, kulağa inci diye takılsın. Sözü yüze söyle, gıybet olup utandırmasın.
Kâinat yekvücut, tek varlıktır. Herkes ve her şey görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kaderi, tüm insanlığı mutsuz edebilir ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
Ey insan Kafdağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma, her şeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün.
Gölgesi yeter dediğin birine, gün gelir ‘gölge etmesin yeter’ dersin. Bundan ala imtihan mı olur?
İnsanda yok ise ‘edep’ neylesin medrese mektep. Okusa âlim olsa, yine merkep, yine merkep.
Bazen, ağlamak gerekir açılmak için.
Bazen, anmak gerekir anılmak için.
Bazen de susmak gerekir, duymak için.
Derdini sade anlatan adam dertlidir. Güzel anlatan edebiyatçı, haliyle anlatan âşık, tebessümüyle örten ariftir.
İnsan bir avuç toprak, bir damla su.
Yıkamakla çıkmayan tek pislik, kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
‘Her şeyi senin için var ettim’ diyen Rabb’e, her şeyi senin için terk ettim diyebilmektir aşk.
HZ. MEVLANA’NIN OĞLUNA MEKTUBU
“Gözlerin ışığı, oğulların övüncü aziz oğul! Allah onu korusun, katından bir ruhla kuvvetlendirsin. Babandan selam ve duadan sonra şunu bil ki, evinden dışarıda gecelemen, o sana muhtaç ev halkının gönüllerini almaman yüzünden inciniyorum, sıkıntılar içindeyim. Onlar Allah’ın emanetidir sana. Allah için olsun, Allah için; babanın gönlünü razı etmek istersen evini unutma. Evindekilere, bir şeker yurdu olan o güzel huyunla şekerler saç da, onun şükrü bana da ulaşsın. Gelip geçici kıymetsiz dünyanın arzularına kapılmak, yiğitliği terk edip dostların gönüllerini yaralamaya değmez. Allah dilerse oğlumun gözünden aldanma perdesi pek çabuk kalkar da anlar. Çünkü at koşturduğun, atını sakatladığın yerde görünen şey seraptır, su değil. Senin gibi çokları o yana at koşturdular. Vardıkları zaman gördüler ki orada su yok. Binek de susuzluktan, bunalmaktan, oğlumuzdan ve bütün oğullarımızdan uzakta helak oldu gitti, binici de… Anladı ki önceden dizgini çekmek gerekmiş. Fakat bunu bilselerdi bütün ahmaklar dizgin çekerlerdi. Yapma, yapma, yapma, yapma, yapma vesselam.” (Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’ndan alıntı)