Miladi 2025’in son günlerini yaşıyoruz.
Kumarcılar, şöhretliler, şehvetliler iştahı kabarmış yılbaşını bekliyor. Öyle bir rezalet, öyle bir curcuna ki; “Ey Âlem-i İslam’ın baş tacı büyük Türkiye/ Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye/ Yurdumu işgal eylemiş, şu garbin safsatası/ Kiminin maymunu var, kiminin Noel babası/ Anladım zaman geçmekte bugün dünden beter/ Kim bilir? Yarın ne hale düşecek bu şaşkın beşer.” dizeleriyle sürüklendiğimiz felaketin resmini çiziyor şair Ömer Berber.
İşte böyle çivisi çıkmış bir dünyada, kapitalist sistemin soytarısı ilan edilen ‘Noel Baba’ yine ortalığı kasıp kavuracak. Politikacılar, bürokratlar, belediyeler vs. yeni yıl coşkusu ile birbiriyle yarışacak. Ho, hoo, hooo yılbaşı geldi! Çalacak sazlar, oynayacak dansözler.
‘Aralık’ın ayazında ahlaksızlığa soyunup, ‘Ocak’ta ısınacak harama susamışlar. Şampanyalar patlatılıp, yudumlanacak kadehler. Sarhoş olup şişelerin dibine sızacak ayyaşlar. Yine kâbusla sonuçlanacak, akla zarar hayaller kumpanyası piyangoya bağlanan umutlar. Noel Baba (Santa Claus) gizlice evlere girip hediye bırakmayacak; yine kandırılacak çocuklar. Şans getirmeyecek; atılan kahkahalar, boş bavulla gezintiler, yenilen üzümler, kırmızı çamaşırlar. Yine, yeniden, bir kez daha kandırılacak kapitalizmin kölesi soytarılar. Gaipten haber verecek medyumlar, buna da inanacak ahmaklar. Ne zaman uyanacak, batılın efsane ve hurafeleri peşinde Hakkı arayan aklını kiraya vermiş Müslümanlar?
“Bir elde kadeh bir elde Kur’an/Bir helaldir işimiz bir haram/Şu yarım yamalak dünyada/ Ne tam kâfiriz ne tam Müslüman” dizeleriyle 2025’i geride bırakıp 2026’ya adım atmaya başladığımız şu saatlerde günümüz toplumunu asırlar evvel neredeyse birebir tasvir etmiş Ömer Hayyam.
‘Size de çıkabilir’ aldatmacası, ‘sihirli kutu’ televizyonun daha evlere girmediği o yıllarda çekilişi yapılan Tayyare Piyangosunun sonuçları, girilen yeni yılın ilk dakikalarında radyodan yayınlanırdı. Ellerindeki biletlerle radyodaki anonslara pürdikkat kesilen on binler gerçekleşmeyen hayallerin eşliğinde sabahlardı. O yıllarda tek televizyon kanalı olan TRT’nin yılbaşı özel programı gazetelerin en önemli haberleri arasında yerini alır, hangi sanatçının saat kaçta sahne alacağı en ayrıntılı şekilde verilirdi. Saatler 00.00’a yaklaşırken geri sayım başlar, sonrasında ekranı ‘hoş geldin yeni yıl’ yazısı kaplardı. Bizi bir ‘kanser’ gibi saran bu ‘batılılaşma’ hastalığı her yılbaşı nüksediyor, kendi dini ve örfi duygularını ihtirasına kurban veren mağluplar, galipleri çılgınca taklit ediyor.
‘İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup sakının. Allah, cezası çok şiddetli olandır.” (Maide/2) uyarısına rağmen, Allah’a karşı küresel isyan körükleniyor. Bütün uyarılara kör, sağır ve dilsiz olan İslam dünyası her gün biraz kaos bataklığına sürükleniyor.
2025 yılının son haftasındayız, ömrümüzden bir yıl daha eksildi. Geçen yılın muhasebesini çok iyi yapalım, kendimize dersler çıkaralım, daha tecrübeli olarak 2026 yılının programını yapalım.
Yeni yılda daha çok çalışalım, daha çok üretelim, daha çok sosyal ve kültürel faaliyetlerimiz olsun, daha çok iyilikte yarışalım, kul hakkı yemeyelim, sağlığımıza çok önem verelim, daha ahlaklı olalım. Kazanan halkımız olsun, kazanan Türkiye olsun, gerisi teferruattır. Allah, iyilerin, dürüstlerin yar ve yardımcısı olsun. Selam, sevgi, saygı ve dualarımla, yeni yılımızın hayırlı, bereketli, huzurlu, barış ve kardeşlik ortamında geçmesini diliyorum.